Bu İş Kaç “TAKSİM”

Türkiye gündemini uzun süredir meşgul eden taksim olaylarını enine boyuna masaya yatırmadan önce “Taksim gezi Parkı’nın tarihine bir göz atalım isterseniz.

Taksim Gezi Parkının bulunduğu alana 1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası adıyla Rus ve Hint mimarisinden izler taşıyan Ana gövdesi iki katlı, soğan kubbeli ve kule görünümlü, köşeleri ise üç katlı olan bir topçu kışlası yapıldı. Kışla binası pek çok savaş gördü. 31 Mart Olaylarında (1909) isyancıların karargâhı olmuştur. Hareket ordusunun müdahalesiyle sona eren olaylar sırasında kışla top atışına tutularak ayaklanma bastırıldı. Top atışları sırasında kullanılamaz hale gelmiştir. İlerleyen zamanlarda ise yeni rejim ve kurucuları bu Tarihi mimariyi restore etmek yerine; 1922 yılında kışlanın içindeki alana tahtadan tribünler inşa edilerek Taksim Stadı yapılmıştır ve artık Tarihi Osmanlı kışlası futbol müsabakalarına ev sahipliği yapacak bir stadyum olmuştur. Ve tarihler  1940’ı gösterirken dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar (İstanbul belediye başkanlığı da yapmıştır.) tarafından, Henri Prost’un hazırladığı imar planı çerçevesinde istimlak edilerek alanda kışladan kalan son parçalar yıktırılarak dönemin Cumhurbaşkanı İnönü’ye ait bir park inşa edilmiştir. Sadece İsmet paşanın gelip gezebileceği ve zaman geçirebileceği bir alandan ibaret bir arazi ve adı İnönü Gezisi Park’ı idi. Daha sonralar Demokrat Parti iktidarı ile beraber alan halka açılarak adı Taksim Gezi Parkı olmuştur.

Gelelim günümüze yaklaşık 10 günden fazla bir süre önce ağaçları bahane eden bir gurup insan sahaya indi ve eyleme başladı taksimi emperyalizme vermemek adına direneceklerini ifade ederken her türlü ticari ilişkilerini Avm’lerde gerçekleştiren bu kalabalık tarihi bir çelişkinin en açık örneği olarak belleklerimizde kaldı. Olaylar bu kadar basit mi idi yoksa perde arkasında dış mihraklarla beraber ülke içerisinde ki bağlantıları mı vardı? Gelin uluslararası takvime bir göz atalım ne gariptir ki olayların patlak vermesi ile Cenevre’de ki toplantıya katılacak ülkeleri belirlenmesi aynı satıra denk düşmüştür. Abd, Rusya ve Bm tarafından toplantıya davet edilen Suriye şartlı katılacağını açıklarken henüz Türkiye davet bile edilmemişti. Bunun akabinde Başta Abd olmak üzere İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve İsrail devletleri de Türkiye’de ki gelişmeleri büyük bir iştahla takip ederek sözde ağaç direnişine destek verdiklerini açıklamışlardır. Peki, tüm bunların ülke içerisinde ki bağlantıları nasıl; tüm bu olaylardan 1 hafta önce Türkiye’de faizlerin %4,61 e gerilediği görülmüştür ki eğer bu noktadan aşağıya gelse idi cumhuriyet tarihin de ki düşük faiz yakalanacak ve faiz %2’lere kadar gerileyecekti. Faizin gerilemesi de ekonomide daha güçlü bir Türkiye demekti ki bunu İsrail başta olmak üzere birçok Avrupa devleti istemiyordu. Bu noktadan sonra Ekonomik Ergenekon bir taraftan Dhkp-c, pkk ve diğer tüm illegal örgütler farklı istihbarat servislerine hizmet yapan 250 ajan ve bunların yanında süreci manipüle etmek isteyen parlamentoda yer alan bir kısım kişilerle, dizi ve film oyuncuları diğer taraftan süreci sabote etmek milleti galeyana getirmek ve kaos oluşturmak adına bir çok girişimleri oldu.

Tüm bunların önüne çıkan bir şey var ki mason ve Yahudi lobileri süreci destekliyordu ve artık işin rengi değişmeye başlamıştı. Çünkü ulusal zeminde yayın yapan bazı medya yayınları artık sürece “TÜRK BAHARI” adını vermiş ve kan akması için beklemektedirler. Karışıklık neler götürecekti Türkiye’den ;
1- Cenevre de Türk hükümeti sıkıştırılacaktı Suriye’de ki iç çatışmanın suçlusu olacaktı
2- 2020 olimpiyatları için İstanbul’un uygun bir yer olmadığı dillendirilecekti
3- Standard&Poor’s, Moody’s ve Fitch olayları bahane ederek Türkiye’nin kredi notu düşürülecek ve ekonomide yalnızlaştırma politikaları izlenecekti.
4- Avrupa’nın aktivist olarak adlandırdığı Pkk’lılar süreçte gündeme gelecek ve bir takım haklar için Avrupa parlamentoları Türk hükümetinin önüne çıkacaktı.
5- Türk Emniyeti ve Türk Silahları karşı karışı getirilmeye çalışıldı

Tüm bunlar aslında şöyle bakıldığında bir komplo teorisi gibi gözükmektedir. Lakin eylemcilerin bir heyet kurup isteklerimiz dedikleri ve aslında “faiz lobisi ve arkasındakilerin istekleri” birer birer söylenince tabloda ki son parçalarda yerlerini almaya başlıyordu; Peki neydi bu istekler.

Başlayalım incelemeye bakalım neler çıkacak;

PLATFORM’UN 7 TALEBİ

1 –  Gezi Parkı, park olarak kalmalıdır. Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası adı altında ya da başka herhangi bir yapılaşma olmayacağını, projenin iptal edildiğine dair resmi bir açıklamanın yapılmasını,

Tartışılabilir.
2 – Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasına ilişkin girişimlerin durdurulmasını;

Yapılacak olan yeni yapının adı da AKM olması gündem de iken bu istek biraz ironik.

3 – Taksim Gezi Parkı’ndaki yıkıma karşı direnişten başlayarak halkın en temel demokratik hak kullanımını engelleyen, şiddetle bastırma emrini veren, bu emri uygulatan ve uygulayan, binlerce insanın yaralanmasına, iki yurttaşımızın ölmesine neden olan sorumlular, başta İstanbul, Ankara, Hatay Valileri ve Emniyet Müdürleri olmak üzere tüm sorumluların görevden alınmasını,

Şahısların görevlerinden doğan bir kusur varsa bunu Yüksek yargı illa ki sorgular birilerini maşası olup şu görevden alınsın bu alınsın demek zaten ilk başta demokrasi ile bağdaşmaz.

4 – Gaz bombası ve benzeri materyallerin kullanılmasının yasaklanmasını;

Polis illegal olaylarda gaz bombası kullanmayacak barikat kurmayacak önlem almayacak anlamına geliyor. Biz istediğimizi yakalım kıralım mantığı ama parmaklarına iğne batsa nerde bu emniyet müdahale neden yok diye yaygara başlarlar.

5 – Ülkenin dört bir yanında direnişe katıldığı için gözaltına alınan yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını, haklarında hiçbir soruşturma açılmayacağına ilişkin açıklama yapılmasını,

Masum olanların bu konu da endişeli olmamaları gerekir. Zira fiili eylemlerde bulunmuş polisle çatışmaya girmiş kamusal mallara zarar vermiş kundaklama eyleminde bulunmuş ve görüntülerle tespit edilecek olan zanlılar ceza alacaktır.

6 – 1 Mayıs alanı olan Taksim ve Kızılay başta olmaz üzere Türkiye’deki tüm meydanlarımızda, kamusal alanlarımızda toplantı, gösteri, eylem yasaklarına ve fiili engellemelere son verilmesini,

Tartışılabilir.

7 – İfade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını, talep ediyoruz.

İfade özgürlüğü engellense bugün meydanlar da kimse hak arayışına giremezdi isteyen herkes istediğini gelişi güzel söyleyemezdi.

8 – Kanal İstanbul projesi iptal edilsin.

Montrö antlaşması ile boğazdan geçen gemilerden ücret alınmıyor sadece rehber kullanırlarsa cüz’i bir ücret alınıyor. Kanal projesi ile İstanbul boğazı transit geçişe kapatılıp kanaldan geçişler sağlanacak ve kanal İstanbul Montrö antlaşması içerisinde bulunmadığı için geçişlerden ücretler alınabilecek.

İşte olayların başlangıcı geldiği olaylar sahne alanlar ve oynan oyunlar.
İşte olayların Taksim darları ;
1- İsrail
2- Tüm Dünyada ki mason ve Yahudi lobileri
3- Alkol Lobisi
4- Eczacılık da ki depoculuk lobileri
5- ABD
6- İngiltere
7- Almanya
8- Rusya
9 -Medya Lobisi
10 – Holding sahipleri ve Finansal Ergenekon

Bakın değerli kardeşlerim bu sadece bir oyundur. 80’ler de 90 ‘lar da sağcı solcu diye aramıza nifak sokmak isteyen karanlık güçler. Şimdi aynı oyunu farklı sahnede sergiliyorlar. Oyunlara gelmeyerek Milli Görüş çizgisinde bir ve beraber, güçlenerek yürümeliyiz.

Lakin Şeytan âdemoğlunu yine bir ağaçla kandırdı.